Ayrımcılık yasağı nedir?

Ayrımcılık yasağı, uluslararası insan hakları koruma rejiminin temel ilkelerinden biridir. Bu nedenle, uluslararası insan hakları hukuku standartları çerçevesinde kapsamlı olarak tanımlanıp, koruma altına alınmıştır. Bu konudaki mevzuat Türkiye’de de tanımlı olmakla birlikte, henüz uluslararası standartlar düzeyine erişememiştir. Bu eksikliğin en önemli nedenlerinde biri de ayrımcılığın, günlük yaşamda sistematik bir şekilde karşımıza çıkmasına rağmen, Türkiye’de göz ardı edilmesi ve eksik raporlanmasıdır. Ayrımcılığa uğrayanlar ise, hem haklarına hem de hak arama mekanizmalarına erişmekte güçlük çekmekte; böylece ayrımcılıkla etkili bir şekilde mücadele edilememektedir. Bu nedenle, ayrımcılık konusunda farkındalık yaratılması ve ayrımcılığa uğrayan kişilerin güçlendirilmesi için şikâyet mekanizmalarına erişim önemli bir husustur.

Mevzuatta ayrımcılık yasağı ile ilgili düzenlemeler, temel olarak Anayasa, Ceza Kanunu’nun (TCK) 122. Maddesi ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde bulunmaktadır.  

Anayasa’nın 10. Maddesine göre: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”.

Anayasa’nın 36. Maddesi ise, herkese eşit şekilde hak arama hürriyeti tanımaktadır. Bu maddeye göre meşru araç ve yollardan faydalanmak suretiyle herkes yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak, iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu kapsamda, mahkemeler görev ve yetkileri içindeki davalara bakmaktan kaçınamaz.

Ek olarak, Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde birçok temel insan hakları anlaşmasına taraftır. Bu konuda, Anayasa’nın 90. Maddesi, “usulüne göre yürürlüğe konulmuş” uluslararası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu öngörmektedir. Böylece, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuki anlaşmalar, hem yerel mevzuat gibi geçerli olup, hem de uluslararası hukuki mekanizmalara başvuru yapılabilmesini sağlamaktadır.

TCK Madde 122’de ise “nefret ve ayrımcılık” suçu düzenlenmektedir. Bu maddeye göre “Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; 
a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c) Bir kişinin işe alınmasını,
d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını,

engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Ancak, bu TCK hükmünde önemli konu, 2014 yılında yapılan değişiklik ile ayrımcılık suçunun nefret saikine bağlanmış olmasıdır. Bu nedenle, işlenen suçun nefret saikiyle işlendiğinin ispatlanması gerekmektedir. Dolayısıyla, nefret suçu haline getirilen ayrımcılığın tanımı daraltılmıştır. Yani yasa değişikliğine göre nefret yoksa ayrımcılık suçu da TCK nezdinde bulunamaz.

Hak Arama Mekanizmaları:

Hem mevzuatta hem de uluslararası sözleşmelerde yer alan hakların fiilen hayata geçirilmesi, etkili olmaları için önemlidir. Ayrımcılık ile mücadele edilebilmesi için hem ayrımcılığa uğrayan kişilerin, hem de destekçilerinin yasal haklarını kullanmak için ısrarcı olmaları gerekmektedir. Bunun en etkili yolu da hak ihlali ve ayrımcılık yasağı ile ilgili adli, idari ve uluslararası mekanizmalara başvuru yapılmasıdır.

Uğradığınızı düşündüğünüz hak ihlali veya ayrımcılıkla ilgili başvurabileceğiniz ulusal ve uluslararası düzeyde birçok şikayet mekanizması mevcuttur.